To Rococo Rot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
To Rococo Rot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Mapstation. The Africa Chamber. Scape. 2010 (minima)

Hafızalarımıza Kreidler’in kurucu üyesi ve To Rococo Rot’un başat figürü olarak kazınan Stefan Schneider’in solo projesi Mapstation, bugüne değin Alman elektronik müzik sahnesinde özellikle Staubgold, Scape ve Karaoke Kalk gibi birbirinden değerli etiketlerden çıkardığı albümlerle hatırı sayılır bir ilgiye mazhar oldu. Naif ve melodik yapısı kuvvetli, döngüler üzerine oturtulan minimal dokunuşlarla zenginleştirilmiş mütevazi bir çalışma olan The Africa Chamber’da zaman zaman Neu!, Kraftwerk ve DAF gibi ekol olmuş isimleri andıran ritmik ve tekrar üzerine kurulu yapılar etrafımızı sarıyor. Albümün adından da tahmin edilebileceği üzere, parçaların alt yapılarına hakim olan Afrika öğeleri, Schneider’in bu çalışmasında efsanevi Fela Kuti’nin Africa 70 projesindeki onlarca isimden biri olan perküsyonist Nicholas Addo-Nettey ile birlikte çalışmasından kaynaklanıyor. Zaman zaman ruhani bir ayin havasına bürünen albümde ( Bells and Lions, After All This Freedom gibi ) ayrıca canlı enstrüman kullanımlarının ( davul ve trombon ) olması da akustik vurguyu kuvvetlendirmiş. Genellikle kısa süreli parçalardan oluşan albüm içiçe geçirilmiş uzun bir tek parça gibi akıp giderken, kulaklarımızda rahatlatıcı bir etki bırakıyor. Sade, dinşendirici, keyifli ve başarılı bir çalışma.



Bu yazı Babylon derginin 2010 bahar sayısında yayınlanmıştır.

28 Eylül 2009 Pazartesi

Tarwater. Donne-Moi La Main. Gusstaff. 2009


Karanlığın tez canlı çalımlar içinde olduğu, gönüllerimizdeki hüzün ibrelerinin yükseklerde gezdiği, muhtemelen ve sıklıkla yağmurlu bir yolda koşuşturduğumuz güzel bir mevsimin ilk adımlarını nefesliyoruz bu aralar. Hayatın bir nebze de olsa nabzının düştüğü, daha ağır aksak gitgellerle çerçevelenmiş ve camların ardından biraz daha uzaklara bakıp bakıp hislendiğimiz günler. Böylesi duyarlı zamanlara denk düşer bir albüm hakkında birkaç kelam edesimiz var desek ve girişsek hafiften...Haydi bakalım blogger !

İsmini bir ayrı sevdiğimiz Tarwater ( 60’ların saykodelik gruplarından Love’ın bünyesindeki müzisyenlerden birinin soyadı ), Bernd Jestram ve To Rococo Rot elemanlarından Ronald Lippok’u biraraya getiren özel bir proje. 10 yılı aşkın geçmişlerinde fazlasıyla hemhal oldukları Alman Kitty-Yo etiketiyle çıkan ilk albümleri “11/6 12/10”nun piyasaya sürülme tarihi 1996. O günden bu yana ikili zaman zaman projelerinde başka müzisyenlere de yer açarak lirik ve duygusal tandanslı bir atmosfere serpiştirilmiş elektronik / akustik tınılara eşlik eden güçlü melodi ve puslu vokallerle bezenmiş, kendilerine özgü bir lo-fi / electro-pop kimyası oluşturmayı başardılar. Ağır tempoda seyretse de yanınızdan akıp geçen ve her an size keyifli hisler yaşatma potansiyeli yüksek bir akışkanlığın süregittiği çalışmalarında daha az sentetik, abartısız, naif ve temiz bir yapının takipçisi oldu Tarwater. Nitelikli, kolay dinlenebilir, tüm ses ve tınıların eşitlikçi bir anlayışla kullanıldığı, nihai olarak üretilen müzik parçasının bir toplam olarak değer kazandığı; nakaratlardan, tekdüzelikten ve tekrarlanan ritmik kurgulardan arındırılmış saf, vurucu ve derinlikli bir müzikal üretim. Nota Bene’lik…

Punk rock müzik yapan gruplardayken birbiriyle tanışan iki müzisyenin albümlerinin genel havasını anlatmak için verebileceğimiz referanslardan biri de 2005 tarihli “The Needle Was Travelling” albümünün yine Berlin kökenli Morr Music etiketiyle yayınlanmış olması sanırım. Fazlasıyla malumunuz olacağı üzere Morr Music bir yandan elektronik süslemelerden keyif alan, bir yandan da akustik vurguların gözardı edilmediği, ağırlıkla melankolik ama rahatsız edici yanları rötüşlanmış çalışmalara portföyünde yer veren bir etiket. Tarwater’ın Morr Music sonrası işbirliğine gittiği Gusstaff etiketinden 2007 yılında yayınlanan “Spider Smile” sonrası bu yıl içinde çıkardığı “Donne-Moi La Main” aslında bir film müziği. Detayına bakmadan yukarıda özetlemeye çalıştığımız yaklaşım tarzının bir film müziği projesine çok yakın duran elementler içerdiğini de baştan söylemek mümkün.
Projenin ortaya çıkışı Fransız yönetmen Pascal-Alex Vincent’ın, başrollerinde ikiz kardeş oyuncular Victor ve Alexandre Carril’in oynadığı filminin çekimleri için ekiple birlikte çıktığı yolculukla gelişiyor. Vefat eden ve hiç tanımadıkları annelerinin cenazesine katılmak için yola çıkan iki kardeşin hayatlarını altüst eden yolculuğu hikaye eden filmin çekimleri Fransa ve İspanya’nın kırsal kesimlerinde gerçekleştirilmiş. Çekimler esnasında yapılan yolculuk akşamlarına en çok ikiz kardeşlerin tutkunu oldukları Tarwater’ın müzikleri ses vermiş. Bir süre sonra yönetmenin dinlenen müzik ve çekilen film arasında bir bağın oluşabileceğini hissetmesi ve Tarwater elemanları ile temasa geçerek gönderdiği kısa çekimler üzerinden film için müzik yapıp yapmayacaklarını sormasıyla tetiklenen heyecan verici bir süreç, Tarwater’in projeye olur demesiyle şekillenmiş.
Çalışmada To Rococo Rot’un diğer iki elemanı Stefan Schneider ve Robert Lippok’un da bazı parçalarda katkı yaptığını görüyoruz. Toplam 40 dakikalık bir süre içinde filmin duygusal ve pastoral tadını yakalamak rahatlıkla mümkün oluyor. Akustik referansların geçmiş Tarwater albümlerine nazaran daha bolca kullanıldığı çalışmadaki parçaların süreleri doğal olarak ortalama 2-3 dakika civarında. Buna rağmen sıklıkla güçlü ve etkileyici ara pasajlarla karşılaşmak da mümkün. Örneğin zengin enstrümantasyonu ve melodik yapısıyla açılışı yapan “Snail”, özellikle banjonun öncülüğünde kırsal atmosferin etkinlikle verildiği “The Blacktop”, derinlik hissiyatı ve görece hızlı temposuyla dikkat çeken daha bir elektronika referanslı “Time Slipped By” ve Lippok’un ekolu vokaliyle ekstra lezzetlenen kapanış parçası “Chairs” bu anlamda ilk aklımıza takılanlar.

Çalışma tekil bir albüm olarak baştan sona yaratmayı başardığı güçlü ambiyans, nitelikli müzikal örgü ve yarattığı derinlikli görsel çağrışımlarla takdiri haketmesinin yanı sıra bir film müziği olarak da gözlerimizi kapattığımızda bize verdiği hislerin film dokusuna uygun içeriğiyle de kayda değer bir çalışma. Çok ayrıksı ve uçlarda dolaşmadan ve en önemlisi kalibreyi düşürmeden gerçekleştirilmiş samimi ve direkt bir film müziği “Donne-Moi La Main”da bizi karşılayan. Uzaklardaki derin ormanlar, sessiz sakin akıp giden nehirler ve geceyi bölen trenler arasından sıyrılan organik, ferah, duygusal ve güçlü bir yapıtın parçaları filme olduğu kadar mevsimimize de uygun. Bundan gayrı bize de keyifli dinletiler demek kalıyor açıkçası.

15 Mayıs 2009 Cuma

September Collective. All The Birds Were Anarchists.Mosz.2007


September Collective’in ismiyle de dikkat çeken albümlerini dinlemeye başladığımda kim olduklarına ilişkin en ufak bir bilgim yoktu. Hatırladığım kadarıyla albümle ilk temasımı tetikleyen, çalışmayı 2007 yılında kendi kataloğundan yayınlayan Mosz etiketine eski zamanlardan bu yana duyduğum karşılıksız ilgiydi. Daha sonra kimdir, nedir diye bakarken şimdi sıralayacağım üç isimle karşılaşınca albüme ilişkin müzikal beklenti çıtamı biraz yükseklere set ettim elbette. Dile kolay Barbara Morgenstern olacak, Stefan Schneider yanına gelecek; yetmeyecek bir de Polonyalı Paul Wirkus üçüncü eleman olması için kandırılacak; sonra da September Collective olunacak, bravo. Barbara Morgenstern malumunuz Monika Enterprise, Leaf gibi etiketlerle fazlasıyla haşır neşir; naif / melodik elektronika soslu pop parçaları ile kendi tarzını oluşturmuş önemli bir isim. Monika Enterprise demişken bu nev-i şahsına münhasır etiketin kurucusu, eski Einsturzende Neubauten elemanı Gudrun Gut’un da ismini anmamazlık etmeyelim. Morgenstern özellikle düşük tempolu, melodik yapıları kuvvetli; ancak synthpop tandanslı çalışmalarda sıkça rastlanabilen ucuzluğa kaçmayan kaliteli müzikal yolculuğunun bazı duraklarında benzer tarzın saygın temsilcisi To Rococo Rot elemanları ile de yakın ilişki içine girmişti ( bkz. To Rococo Rot’un has elemanı Robert Lippok’un prodüktörlüğünü yaptığı 2005 tarihli “Tesri” albümü ). Böylelikle September Collective’in ikinci üyesi Stefan Schneider için de ilk ipucunu elde etmiş oluyoruz ki, kendisi To Rococo Rot’un bir diğer elemanı. Schneider’i aynı zamanda yine Berlin kökenli Staubgold, Scape gibi etiketlerden Mapstation ismi ile çıkardığı albümlerden tanıyoruz. Paul Wirkus ise sanıyorum birazdan detaylarına gireceğim bu albüme deneysel iklimlerin melankolik ruhunu katan asıl adam. Diğer iki isime nazaran daha uçlarda bir rotanın takipçisi olan 67 doğumlu bu Polonyalı zat , daha modern, deneysel ve minimal vurgular taşıyan bir elektronik müzik üstadı. İlle de elektronik olmaz diyenler için kendisinin davulcu olduğunu da söyleyelim ve hatta az evvel bahsi geçen Mapstation (aka Stefan Schneider) ile ortak çalışmaları olan 2008 tarihli Staubgold etiketli “Forest Full of Drums” albümünün de ismini zikredelim. Çek radyosuna oyunlar yazması, tiyatro müzikleri hazırlaması falan da boş vakitlerinde yaptığı diğer hatırı sayılır işler. Evet, özetle September Collective içeriği itibariyle iyi şeyler üretme potansiyeli had safhada olan bir kozmik / elektronik karışım. Peki albüm bu beklentileri karşılıyor mu ?

Açılış parçası “Out of Intention” albümün kalanında bizi neyin beklediğine dair sağlam referanslar içeriyor. Alt katmanlara ustalıkla yedirilmiş dingin ve kırılgan piyano melodileriyle bunların üzerine geçirilen ritmik ses düzenlemeleri arasında salınan parça her nasılsa kulaklarınızı esir alıyor ve sizi müziğin içine çekiyor. Albümün tamamında oldukça güçlü formlar içinde eritilmiş parçaların tümünde yeralan güçlü naiflik hissiyatı ve kendini umarsızca tekrarlayan melodik pasajlar; bunların aralarındaki geçişkenliği kuvvetlendiren emprovize ses oyunları, dinleyende bir kenara uzanma, gözlerini kapatıp kendini dinleme halini de tetiklemiyor değil. Bu bahsettiğim belki de bu tarz albümlerin en altı çizilmesi gereken özeliğini oluşturuyor. Parçaların her birinde adeta sizin için ayrılmış bir boşluk var. O boşluğa kendinizden birşeyler akmasına izin verdiğiniz zaman bir iç yolculuğu da başlatmış oluyorsunuz. “Natura”, “Light Writing”,“Primaten” ve “Substitute Original” buna örnek verebileceğim parçalar. Albümde diğerlerinden olumlu yada olumsuz anlamda ön plana çıkan bir parça olmayışı, albümün baştan sona tek bir uzun parça gibi dinlenmesini de sağlıyor. Albüm melankolik ama kasvetli olmayan, ritmik ama sıradanlaşmayan, deneysel ama sağlam altyapıları olan parçalardan oluşan enfes bir elektronik müzik dinletisi şeklinde akıp gidiyor. Üç elemanın kendi tarzlarını ön plana çıkarma gayretinden öte bir noktada üç müzisyenin kuvvetli yanlarını kendinde barındıran ayrı tek bir kişinin elinden çıkmışçasına dengeli ve artistik açıdan gelişmiş bu albüm için 2007 tarihli olsa da kulak kabartılması elzem etiketini Mosz’un altına vuruyoruz.