21 Kasım 2011 Pazartesi
Erdem Helvacıoğlu & Ros Bandt. Black Falcon. Pozitif Müzik Yapım ( minima )
Türkiye'nin uluslararası arenada isim yapmış yeni müzik bestecilerinden Erdem Helvacıoğlu'nun Avustralyalı ses tasarımcısı ve besteci Ros Bandt’la birlikte gerçekleştirdiği Black Falcon albümü, Pozitif Müzik etiketiyle geçtiğimiz yılın aralık ayında yayınlandı. Birkaç ay önce Yerebatan Sarnıcı’nın nefes kesen ambiyansında enfes bir performans sergileyen ikilinin projesi, nesli tehlike altında olan kara doğan kuşu üzerinden yola çıkılarak kurgulanmış bir ağıt aslında. Ros Bandt, özel olarak imal edilmiş tarhu (uzun boyunlu yaylı bir çalgı) isimli tanbur benzeri enstrümanı ile harikalar yaratırken, Erdem Helvacıoğlu’nu ise gitar ve canlı elektroniklerde görüyoruz. Her iki müzisyenin de çok yönlü kimlikleri ve yaratıcılık çıtalarının üst seviye oluşu albüme de etkileyici bir sadelik ve derinlik katıyor. İçine nüfuz etmesi hassas ve aktif bir dinlemeyi gerektiren albümü tek bir kategoriye hapsetmek haksız bir yaklaşım olacağından, yeni müzik, çağdaş klasik müzik, enstrümental, ambient elektronika, modern caz ve avangart gibi referansları kullanmak daha yol gösterici olacaktır. Raflarda benzerlerine pek kolaylıkla rastlayamayacağımız Black Falcon albümü alışılmış rutinin dışına çıkarak zorlu bir yolculuğa hazır kulaklar için ziyadesiyle etkileyici ve dokunaklı bir macera sunuyor.
Etiketler:
Erdem Helvacıoğlu,
Pozitif Müzik Yapım,
Ros Bandt
Harikalar Diyarı. Bak Kalbine. JKS ( minima )
Bak Kalbine, taptaze ve gencecik bir üçlünün ilk albümü olma özelliğini taşıyor. 2006 yılından bu yana birlikte olan Harikalar Diyarı grubu, İrem Derlen (vokal), Nafi Bensusan (gitar) ve Metin Levi’den (gitar) oluşan bir ekip. Albümün müzik direktörlüğünüyse üstat Garo Mafyan (ki kendisi bazı parçalarda tuşlularda ekibe eşlik ediyor) yapmış. İlk dinlemede albüm özellikle güçlü şarkı sözleri ve rahat dinlenebilir, keyifli müzikal örgüsüyle olumlu bir izlenim bırakıyor. Ayrıksı yollara pek sapmadan nitelikli bir eksen üzerinde kurgulanan parçalar, bazen akustik tınıların ön plana çıktığı, bazen de elektronik altyapıların başrolü kaptığı bir güzergâhta kendinden emin şekilde ilerliyor. Özellikle albüme adını veren “Bak Kalbine” ve “Geriye Dönme” gibi parçalar yüksek tempolarıyla dikkat çekerken, albüm boyunca grubun farklı müzikal tarzlardan (elektronik, caz, bossa nova gibi) esinlendiklerine de şahit oluyoruz. Albüm kartonetinde de notu düşüldüğü üzere sosyal sorumluluk projelerine de yakından destek veren ekip, canlı performanslarında da iddialı olduklarını belirtiyor. Belki Bak Kalbine dinleyicisine hiç bilinmedik lezzetler sunmuyor, ancak bu samimî, içten ve müzik sevgisiyle dopdolu bir albüm olarak parıldamasını engellemiyor.
Senking. Pong. Raster Noton ( minima )
Almanya Köln çıkışlı elektronik müzik üstadı Jens Massel, 90’ların sonundan bu yana farklı isimler altında (Senking, Kandis, Fumble), özellikle Karaoke Kalk ve Raster Noton etiketlerinden çıkarttığı kalburüstü çalışmalarla dikkat çeken bir isim. Geniş bir popülerlik kazanan ilk video oyunlarından biri olan Pong’dan (hani şu masa tenisine benzeyeni) adını alan bu son çalışma detaycı ve incelikli bir yaklaşımın ürünü. Albüm, âdeta ağır çekim moduna alınmışçasına düşük bir tempoda seyretse de dub/dubstep etkileşimli ritmik yapıların içine yedirilmiş melodik hissiyatı yüksek tınılar alkışı hak eder nitelikte. Yüksek ses seviyelerinde kendini daha iyi ifade eden çalışmada “Painbug In My Eye” ve “Breathing Trouble”, bir adım öne çıkan parçalar. İnternet üzerinden videolarına da göz atmanızı şiddetle tavsiye ettiğimiz Senking, elektronik müziğin geniş kulvarlarının sınırlarında dolaşmasına rağmen her daim rahat algılanabilir bir müzik üretmeyi de becerenlerden. Raster Noton etiketinin öncü isimleri olan Alva Noto, Frank Bretschneider ve Byetone parçaları kadar keskin hatlara sahip olmasa da, Pole ve Fenin gibi isimlere nazaran daha yenilikçi, cesur, soyut ve kararlıklı bir dil var Pong’ta.
We Love. We Love. Bpitch Control ( minima )
Her daim kulak kabartılası Ellen Allien liderliğindeki plak şirketi Bpitch Control’un 2010’daki en büyük sürprizi, ilk albümünü kendi adıyla yayımlayan İtalyan ikili We Love oldu. Giorgia Angiuli (a.k.a. Metuo) ve Pierro Fragola’dan (a.k.a. Werk Design) oluşan ikiliye huzurlarınızda 2010 yılının en iyilerinden olan “Ice Lips” gibi muhteşem bir parçayı albümlerinin açılışına koyarak hafızamıza kazıdıkları için teşekkürü bir borç biliyorum. Elimizdeki albüm âdeta her dinlemede değişik bir parçaya takılıp adım adım dinleyeni kendi içine çeken ve farklı bir yerinden yakalayan çok nitelikli bir çalışma. Aksak yapılar üzerine kurgulanmış, büyük bir ustalıkla fısıldanan tertemiz vokallerle bezenmiş (her iki arkadaş da vokal yapıyor bu arada), keyifli synth melodiler eşliğinde zenginleşen çalışma; arasıra kulağa takılan deneysel yapılarıyla da kalbimizi çalmıyor değil. İlerleyen teknoloji ile birlikte sıradanlaşma riskine giren elektronik müzik üretiminde kalıpları zorlayan, bilinmeyen yollar üzerinden çözümler üreten ve yine de bir şekilde bizi sarıp sarmalamayı beceren çok sıcak ve etkileyici bir albüm, We Love. “Ice Lips” dışında “Hide Me”, “No Train No Plane” ve “Our Shapes” dikkati çeken diğer parçalar.
The Hundred In The Hands. The Hundred In The Hands. Warp ( minima )
Eleanore Everdell ve Jason Friedman’dan müteşekkil Amerika orijinli grup The Hundred In The Hands, eşsiz Warp etiketiyle yayımladığı ilk albümünde oldukça yüksek tempolu ve dinamik bir arka plan dahilinde synthpop, indie rock ve disko arasında dolaşan keyifli bir çalışmaya imza atmış. Bir yıl gibi kısa sürede hazırlanan albüm, ritmik dokular içine yedirilmiş gevşek gitar riffler, repetetif perküsyon darbeleri ve yumuşak vokallerle şekillenerek hızla dinleyeni kavramayı beceriyor. “Dressed In Dresden” zengin içeriğiyle, “Last City” kıvrak melodileriyle, “Young Aren’t Young” güçlü kurgusuyla, “Commotion” etkileyici vokal kullanımıyla ilk anda kulağa mutlak suretle takılanlar. Haddini bilen, gereksiz zorlamalara girmeden basit bir formülasyon etrafında inşa edilen ve özellikle Eleanore’un vokaliyle bir kademe daha atlamayı başaran albüm, Warp etiketinin giderek genişleyen ve açımlanan (en son Brian Eno albümünü yayımladı!) zengin müzikal yelpazesine eklenen vasat üstü çalışmalardan biri olmayı bir şekilde beceriyor. Grubun daha iyi işler üretmeye temayüllü yetenek ibrelerinin önümüzdeki dönemde ve ilerleyen işlerde ne seviyeleri göstereceğini takip etmekte kesinlikle fayda var. O ana dek bu albümdeki parçalarla çılgınca dans etmeye devam.
The Qemists. Spirit In The System. Ninja Tune ( minima )
Vakti zamanında rock gruplarında müzik yapan bir basçı, gitarist ve davulcudan oluşan Brighton çıkışlı üç ismin (Liam Black, Dan Arnold ve Leon Harris) özellikle drum and bass tarzına duydukları yakınlık zaman içinde onları yoğun rock etkileşimli The Qemists projesine doğru iteklemiş. Etkilendikleri isimler arasında Soundgarden, Nirvana, RATM ve Red Hot Chili Peppers’ı sayan grup, elime geçtiğinden bu yana hiç bıkmaksızın dinlediğim albümünde oldukça kuvvetli bir drum and bass ve breakbeat altyapısına eklemlenmiş darbeli bas vuruşları, güçlü rock tınıları ve her parçada farklı bir eşlikçi vokal ile oldukça zengin bir içeriğe sahip etkileyici bir çalışma gerçekleştirmiş. İflah olmaz drum and bass fanatikleri için belki çok yeni bir söylem içermese de, The Qemists, enerjisi çok yüksek oktanlarda dolaşan ve en mülayim dinleyeni dahi yerinden sallayacak bir albüme imza atmış. 2008 yılında remikslerden oluşan ve yine Ninja Tune etiketiyle yayımlanan ilk çalışması Join The Q hariç tutulursa, ilk albüm için oldukça etkileyici bir çalışma, Spirit In The System. Geçtiğimiz kasım ayında Babylon’un yeni serisi “Label Nights”ın konuğu da olan The Qemists, içim içime sığmıyor diyen dinamizm fanatikleri için biçilmiş kaftan
Grinderman. Grinderman 2. Mute ( minima )
Kenarından köşesinden bulaştığı her işiyle kendini hayranlıkla takip ettiğimiz Nick Cave babanın Warren Ellis, Martyn P. Casey ve Jim Sclavunos ile oluşturduğu Grinderman projesinin ikinci albümü âdeta yeniyetmelere ders niteliğinde (her anlamda!) bir olgunluk dönemi çığlığı. Albümün müzikal içeriğine referans olabilecek yabanî, acımasız, sert, şiddetli, tavizsiz, çetin ceviz gibi ifadelerle bütünleşen Grinderman’in muhteşem bir enerjiyle inşa ettiği her bir parça âdeta doyumsuz bir tat bırakıyor kulaklarımızda. Enerji boşalmaları, hiddet anları, sakinleşip toparlanmalar arasında gidip gelen sert gitar riffleri, yoğun elektronik eklemeler, Cave’in her defasında derinliklerinde kaybolmamıza yol açan tarifsiz vokali ve rock müziğin ruhuna işlemiş bir isyanın notalara ve sözlere dökülmüş hâli, Grinderman aslında. Yoğun ve nitelikli içeriğinden bir an olsun ödün vermeyen, hedefe kilitlenmiş, benzersiz bir kimyanın yakalandığı bu nefes kesen albüme elbette 10 puan vermek gerekir. Öte yandan klipleriyle, imajıyla, albüm tasarımıyla da eşsiz bir dünyanın kapılarını bize açan Grinderman’in çalışması bu açılardan da tam anlamıyla arşivlik. Kendilerine şapka çıkartıp bolca dinleyerek, albümün keyfini sürmekten başka bir yoruma da belki gerek yok. Yıldızlı pekiyi…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)