5 Temmuz 2009 Pazar

Tomasz Bednarczyk. Painting Sky Together. Room40. 2009


Günümüzde minimal elektronik müziğe ilişkin üzerine eğilinmesi gereken çarpık yorumlardan birinin; bu yelpazede kendine yer bulan çalışmaların yapıbozuma açık, tek yönlü ve yapay bir kurgusallık alanında yarattıkları öte-gerçeklik dünyasının müzikal yansımalarının; sıklıkla hislerimize dokunmaktan uzak, kimliksiz ve derinliksiz olduklarına ait katı düşünce tarzı olduğunu düşünüyorum. Olağandır ki sevgilimiz başını omuzlarımıza yasladığında dur sana laptopumdan nefis bir Fennesz parçası dinleteceğim demek ilişkinin sadece o anını değil geleceğini de riske atabilir. Ancak müzik olgusunun özünde yer alan “ses” kavramı üzerine odaklanan çok yönlü ve sorgulayıcı bakış açılarının da bizlere keşfedilmemiş tazelikler sunabileceğini es geçmemek gerekir. Sanırım böyle olmasaydı minimal(ist) / deneysel elektronik müziğin hatırı sayılır isimlerinin birçoğu çağdaş klasik müzikle bu kadar içli dışlı olmaz ve titr olarak da kendilerine türkçe karşılığını bulmakta oldukça zorlandığımız “sound artist” payesi verilmezdi. Ben bu blog dahilinde “sound artist” için yapılan işin özü bu ifadeyle örtüştüğünden “ses tasarımcısı” ifadesini kullanmayı uygun buluyorum açıkçası.

20’li yaşlarının henüz başında Room40 etiketinden ikinci albümü “Painting Sky Together”ı yayımlayan Tomasz Bednarczyk’i de bu anlamda yolun başındaki bir ses tasarımcısı olarak nitelemek mümkün. Bednarczyk’in minimal elektronik müziğin geniş skalasında kendini konumlandırdığı yer bu albümde biraz daha klasik kompozisyonlara yakın. Zaman zaman saha kayıtlarıyla beslenen albüm dingin, melankolik ve dengeli yapısıyla dikkat çekiyor. Açılış parçası “Your Whiteness” birbirine eklenmişçesine uzayıp giden bir ses yumağı üzerindeki minik cızırtılarla naif bir minimal ambient parça izlenimi veriyor. Ardından gelen “Freckled Cheeks“te ( ve keza “So Fragile” isimli parçada ) bu defa arka plana gitarla piyanonun çekingen ve kırılgan dokunuşları ekleniyor. “Tokyo”da dışarıya çıkıp su, bisiklet ve kuş sesleri arasına döşenmiş bir kompozisyonla doğaya doğru ilk adımlarımızı atıyoruz. “A Bus Ride With A Red Haired Girl” ve “Agata’s Film” biraz daha gergin ve sinematik dokusuyla dikkat çeken parçalar. Albümün sonlarına doğru “January”de biraz daha neşeli, akışkan ve keyifli melodiler çalınıyor kulağımıza. Kapanış parçası “Movie” adına yakışır nitelikte ve sakince zihinlerimizde oynatılan bu filmin görsel kapanışını yapıyor.

12k, Touch, Plop gibi etiketleri referans verebileceğimiz çalışmanın müzikal kurgusu Fennesz, Christopher Willits, Kenneth Kirschner, Oren Ambarchi, Sawako gibi isimlerin atmosferik, duygulu, dingin ve akışkan yapılarını anımsatıyor. Lawrence English’in kurucusu olduğu Avustralya’lı Room40 etiketine de bir minik parantez açmadan geçmeyelim. Kataloğunda DJ Olive, Taylor Deupree, Tujiko Noriko, Steinbrüchel ve Janek Schaefer gibi yüksek skala isimleri barındıran Room 40 için takip edilmesi gerekenler listesine minik bir çentik atmakta fayda var.

86 doğumlu Polonyalı Bednarczyk’in ortaya çıkardığı işin çıtası gerçekten bir hayli yüksek. Albüm çok katmanlı bir yapıya sahip olmasa da incelikle işlenmiş dokusu, duygu yüklü zengin melodileri ve sinematik vurguyu ön plana çıkan karakteriyle oldukça etkileyici bir çalışma. Ortalama bir kulak kabartışta yaz yağmuru çabukluğunda içinizden geçecek olan çalışma, biraz daha yakından dinlenmeyi hakeden bir duygusallığı ve saklanmışlığı barındırıyor. Evet, elektronik müziğin de eleştirilerin aksine bir ruhu olabilir; önemli olan mahir eller tarafından beslenip beslenmemesi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme