30 Temmuz 2012 Pazartesi

Roskilde Festivali Yaşam Rehberi


Birkaç yıl evvel Barselona’daki Primavera festivaline gitme kararım sonrası açılan yolda bu yılki durağım Danimarka’da 42.si düzenlenen Roskilde Festivali oldu. Kabaca bir yıllık geçmişi olan AVEA Blogger Fikir Takımı’nın üyelerinden biri olarak minik bir ekiple gerçekleştirdiğimiz Roskilde Festivali maceramı iki ayrı bölüm halinde blog sayfalarına taşımak niyetindeyim. Ayrı bir başlık dahilinde kısa zaman içinde yazıp bloga ekleyeceğim genel konser izlenimlerine ek olarak, şimdilik ( önden ) önümüzdeki yıllarda Roskilde’ye yolu düşebilecekler için belki de minik bir rehber görevi üstlenebilecek bir karışık notlar silsilesiyle başlamak istiyorum.

*Öğrendiğime göre Roskilde’ye minik bir havaalanı inşa edilmiş ama buradan uçuş yok. Adresimiz Kopenhag havaalanı ve sonrasında tren ya da araba ile yaklaşık 35-40 dakikalık bir yolculuk. Yani Roskilde - Kopenhag merkez arası pek uzak değil diyelim. Elbette bisikletle gelen de bol...

*Tahmin edilebileceği üzere Roskilde minik ve muhtemelen festival harici zamanlarda ( hatta kısmen festival esnasında da ) ölü denebilecek durgunlukta küçük bir kasaba. Öyle volta atılacak falan pek bir yeri yok. İşte klasik bir meydan, birkaç orta çapta restaurant ( elbette El Turco kebap house falan burada da var ) ve market diyelim özetle.

*Roskilde merkez ile festival alanı arasında ring yapan otobüslere binilebileceği gibi ( 20 kuron ) sıcaktan ve terden pişmiş Danimarka gençlerinden kendinizi sıyırıp yaklaşık 20 dakikalık tempolu bir yürüyüşle Roskilde merkez – festival arası erişimi sağlamanız da mümkün. Yürüyüş yolunun ortalarında denk geleceğiniz kocaman çimenlik alanda minik bir piknik lezzeti yakalamak da olası. Elbette piknik tüp ve kendin pişir kendin ye olayına girmeden.

*TIGER isimli zincir mağazalar her derde deva ürün yelpazesi ve ucuz fiyatlarıyla son dakika eksiklerini kapamak için birebir. Bir su alana bir su bedava kampanyası umarım her festival dönemi devam ediyordur.

*Festival 5-8 Temmuz arası dört gün sürse de, 30 Haziran-4 Temmuz arasında da bir warm up session var. Özetle Danimarkalı gençler bir haftayı aşkın süre Roskilde festival alanını evleri belliyorlar. Ye iç yat sı... stayla!

*Her daim yağmur yağma riskine karşı bir adet balıkçı çizmesi, sabah çadırda bel ağrılarıyla uyanmamak için bir adet mat ve üşümemek için de bir minik battaniye olmazsa olmazlar listesine eklenmeli derim, hatta yazarım da. Bolca yağmur sonrası çamur olan yollara anında dökülen samanların çok işe yaradığını da belirtelim bu arada.

*Biraz da basına dağıtılan dökümandan Roskilde’ye rakamlarla bakalım :

-2012’de 77.500 kombine ve 20.000 tek günlük bilet satılmış.
-Festivalde 30.000’den fazla gönüllü görev almış.
-Ortalama yaş 23. Ve şimdi sıkı durun bu ortalama 23 yaşındaki İskandinav öğrenci festival boyunca yine ortalama 630 euro para harcıyormuş. NO COMMENT!
-Roskilde’ye yurtdışından katılım % 8 civarında.
-60 yaş üstü ve 10 yaş altı ücretsiz girebiliyor festivale.

*Festival alanı biraz büyükçe : En en en ama en toplamda festival alanı 215 futbol sahası büyüklüğünde, ki bu da 1,5 milyon metrekare ediyor. Kabaca dağılım da şöyle :

-Festival alanı : 166.000 m2
-Kapalı alanlar : 200.000 m2
-Kamp alanları : 940.000 m2
-Park alanları : 270.000 m2

*Kurulan çadır sayısı da 50.000 adet.

*Festivali 42 yıldır yapıyor olmanın getirdiği pek çok artı mevcut. Bunları da kolay okunsun diye maddeler halinde yazayım dedim :

-Etrafta boğucu bir güvenlik yok. Sadece her kapı geçişinde bileklikler devamlı kontrol ediliyor ( direk elle ). Öyle elli çeşit bileklik de yok ( gibi geldi bana ).

-Tuvalet sırası genel anlamda yok. Farklı tipte ve alanın her yerine dağılmış çokça tuvalet var. Evet, doğru tahmin ettiniz, elimde tuvalet sayısı da var. Tam 1.700 adet ( 500 adeti sifonlu, 1.200 adeti eko tuvalet ). Tuvalet konusu ekstra birkaç notu hakediyor aslında. Bir kere ortalama Danimarka genci ( erkeği – kadını ) her an her yere küçük ( ve hatta zaman zaman büyük ) tuvaletini yapabilir, buna dikkat etmek lazım. Giderim, dört gün çadırda kalırım diyenleri kesif bir ürinal kokunun ve göz yoran bir pisliğin ( evet, kamp alanları ziyadesiyle pis her şeye rağmen ! ) beklediğini not edelim. Bundan kaçış yolu sizi çadır taşıma zahmetinden de kurtaracak olan “get a tent” alanı. Hem daha temiz, hem de festival sonunda sizin için önceden kurulmuş olan çadırı paketleyip eve getirebiliyorsunuz.

-Adamlar her şeyi topluyor. Bardaktan tut, kamp alanında kırılan dökülen alet edavata ya da bir daha giymeyeceğiniz kıyafetlere kadar. Sonra bunları da ihtiyacı olanlara paslıyorlar. Bir de DONATE YOUR REFUND olayı var. Yani bardağı geri götürüp parasını almıyorsun, ya da oraya buraya başkası toplasın diye bırakmıyorsun ama bu kutuya atıp bağışta bulunuyorsun gibi.

-Festival alanında kocaman bir plakçı var. Festivale gelen kim varsa plağını CDsini satıyor. Güzel hareket. Hatta kitapçık bile bastırmışlar özel olarak.

-Yeme içme olayında başınız pek ağrımaz. Pek çok stand ve pek çok çeşit mevcut. Fiyatlar ortanın üstü diyelim. Ortalama makarna, sandviç ya da fish and chips gibi yiyecekler 50-60 kuron ( 15-20 tl arası ) fiyatlara alınabiliyor. Makarnacı 30+ yıldır oradaymış. Gece yarısı enerji düşerse birebir.

-Bira fiyatı 36 kuron ( 12 tl gibi ). ANCAK kamp alanına vesaire dilediğiniz kadar alkollü / alkolsüz içeçek sokabiliyorsunuz. Festival müdavimi Danimarka gençlerinin önemli sportif aktivitelerinden biri koli koli birayı hababam oradan oraya taşımak diyebiliriz. Ayrıca bir de sürahide bira olayı var.

Haydin festival notlarına devam edelim :

*Tamam adamlar sağa sola tuvaletini yapıyor belki ama sabah bir kalkıyorsun, diş fırçalamak için onlarca adam kuyrukta bekliyor. Buyur buna ne diyeceksin ? Bilinç...

*Danimarka gençleri klasik “güzel insan” tarifimize uyan endamdalar, değildir diyen özelden gelsin. Sanırım o yüzden kendi içlerinde farklılaşmak için iki ana yol bulmuşlar; saç ve gözlük. Erkeği kızı envai çeşit saç modeli ve gözlük çeşidiyle festival alanı bu anlamda bir moda şovu andırıyor.

*Festivalin ana ve tek sponsoru Tuborg. Ana sahnede branding ve her yerde Tuborg satılması dışında diğer alanlarda reklamları yok. Benzer bir tespiti Barcelona / Primavera fstivalinde de yapmıştım. Memleket hudutlarında bu olaya bakış biraz daha farklı ( elbette ki haklı gerekçelerle ).

*Tüm konserlerde sahne önünde gönüllü çalışanlar dinleyicilere ücretsiz su dağıtıyor. Hem sıcaktan hem de alkolden oluşabilecek riskleri minimize etmek için. Evet evet içilebilen sular bunlar.

*Ana ekranlarda en çok güvenlikle ilgili görseller dönüyor. Güvenlik senden başlar, yanındakine dikkat et, sorun görürsen güvenliğe haber ver şeklindeki üç basit uyarı cümlesi ciddi bir bilinç uyandırmış olacak ki üç-dört defa bir kenarda köşede az biraz dinleneyim dediğimde hemen biri omuzuma tıklayıp arkadaşım iyi misini çekiverdi.

*Alkolün bolca tüketilmesine rağmen minnacık dahi olsa bir gerginlik, itiş kakış görmediğimi de not olarak geçmek isterim dört gün boyunca. Aşırı derecede uçmuş bir arkadaşın dört görevli tarafından el bebek gül bebek taşınmasını sizlerin de görmesini isterdim açıkçası.

*Ana ekranlarda çıkan videolardan biri “Speak Your Mind, Not Someone Else’s” diyordu. Güzel mesaj !

*Bir diğer videoda ise “Talk Less” mesajı vardı. Ah ah diye içgeçiriverdim sadece...

*Bu arada Roskilde’de hava ancak 23:00 gibi kararıyor ve 03:30 – 04:00 dedin mi komple aydınlanıyor. Bu da kabaca programın sonuna kadar alanda kalırsanız çadıra uyumak için gittiğinizde sizi aslında yeni kalkmışsınız gibi bir havanın karşılıyor olacağı gerçeği. Aklınızda bulunsun...

Konser notlarımızda buluşmak üzere efenim...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme