20 Temmuz 2012 Cuma

Olmaz Olmaz Deme, Olmaz Olmaz !!!

Sanırım ortaokuldaydım bu garip söz etrafında şekillenen bir kompozisyon yazmamız istendiğinde. 14 Temmuz günü öğle saatlerinde “ajanslardan” önce sosyal mecralara düşen bir haber, bir yandan ortalığı çalkala(ndır)maya başlarken, diğer yandan da başka bir ifadeyi en hızlısından ajandalarımızın ilk satırına taşıyordu adeta : “yetmez ama evet”. Omurgasız demokrasi tarihimize kilometre taşı olarak geçen kısa tanımlamalardan biri olan bu birkaç kelimenin, gün gelip de toplumun çekirdeğinde meydana ge(tiri)len ciddi bir ayrışmanın, kutuplaşmanın ve birbirinin halinden anlamama halinin somut yansılarından biri olacağını pek çok kişi tahmin etmemişti muhtemelen. Malumunuz olduğu üzere bu yıl 11. kez düzenlenen Efes Pilsen One Love Festival’inde önce sponsor firma olan Efes Pilsen’in adı minik bir budama operasyonuyla festivalin isim hanesinden çıkarılmış, hemen ardından da genellikle kısa ve alengirli açıklamalarla herkesin bombayı bir diğerinin kucağına bıraktığı bir dizi pek de anlaşılmaz açıklama ve gelişme ışığında festival alanı içinde alkol satışı yapılamayacağı ilan edilmişti.

İstanbul’da neresinden tutsanız elinizde kalacak bu gelişmeler yaşanırken, yurdun bir diğer ucunda yapılan ( daha doğrusu yapılmaya çalışılan ) gösterilerde devlet bir kez daha “dövlet” kimliğiyle ortaya çıkıp ortalığı kasıp kavuruyordu. Elbetteki özünde bir müzik bloğu olan bu sayfalara politik angajmanlı bir yazı yazma niyetinde değilim. Bunu sadece yazıma konu etmek istediğim “medyanın çözülmüşlüğüne” sıçramak için bir basamak olarak kullanacağım. Geçtiğimiz haftasonu medar-ı iftiharımız, nazar boncuğu metropolumuz İstanbul hudutları dahilinde ayan beyan 18+ bir kesimin yaşam hakkına doğrudan müdahale edilerek türlü oyunlarla alkol içmeleri engellendi ve maalesef bu konuda Tolga Akyıldız ( http://tinyurl.com/d65z7vh ), Mehmet Tez 
( http://tinyurl.com/cakutfd ), Cem Erciyes 
( http://tinyurl.com/782tfv5 ve http://tinyurl.com/6spk3no ), birkaç blog yazarı ve belki bizim gözümüzden kaçmış olabilecek bir iki yazı dışında ciddi hiç bir tepki gelmedi, yazılmadı. TV’ler hak getire, haber bile olmadı, olAmadı. Tıpkı Diyarbakır’da olanların çok az bir kısmının yankı bulması gibi. 

İyimser bir bakış açısıyla Efes Pilsen ( inatla Efes Pilsen ) One Love Festival’de bu haftasonu başımıza gelenler en azından bazı gerçeklerin anlaşılması, resmin biraz daha net görülmesi için turnusol kağıdı işlevi görür diye ümit eder gibi olsam da, medyanın büyük kısmının içine düştüğü körlük ve sessizlik çukuru bu konuda pozitif düşünebilmemin önüne ciddi engeller koyuyor. Bu üç maymun oyununun sonunda çok daha vahim ve karanlık bir kuytuya doğru iteklendiğimizi gördüklerinde geri dönüş yolculuğu sanıldığı kadar çabuk ve “rahat” olmayacaktır. Bugün görünen o ki toplum katmanları içindeki her türlü çıkıklık en haşin darbeyle adeta baş verdiğine pişman edilmekte ve ortada sadece tek bir koltuğun olduğu anlamsız bir köşe kapmaca oynanmaktadır. Kendi içindeki farklılıkları tolere edemeyen, tınısı farklı her sese bizden değil diye bozuk atan, dünya ve hayat görüşleri dar kalıplar arasında sıkışıp kalmış cahillikten dahi uzak kesimler gemi azıya almışçasına kendi doğrularını başkalarının özgürlüklerinin göbeğine bodoslama bir şekilde arsızca kusmaktalar.

Biri çıkıp festivali “Bira Festivali” diye etiketledi diye hep beraber bir sanrı içinde etkinliğin aslında bira festivali olmadığını ispata girişiyoruz. Niye ? Memlekette başkaca şeylere de sirayet etmiş ruh hali buraya da yansıyor zira ve maalesef temiz olduğumuzu ispat edene kadar suçlu damgasını kıçımıza basıveriyorlar. Anlat dur derdini ! Reşit olmanın anlamını mı sorgulayacağız bu yaştan sonra ? İşim gücüm yok da festivale ne amaçla gittiğimi mi izah edeceğim sana ? İster bira içerim, ister sağa sola kesik atarım, ister çimenlikte yatar güneşlenirim, ister müzik dinlerim. Bunların kararını ben kendim verebileyim diye yaşamıyor muyum ben burada ? O zaman bu arkadaşlar günlük aktivite listesi yayınlasınlar, ona göre atalım adımlarımızı... Açık hava hapishanesi... Bir de içeride prezervatif dağıtmıyorlar mı diyenler var. NO COMMENT!

Festivale gidiyorsun; kapıda kolluk kuvvetleri, zabıta, sivil polis... BIG BROTHER IS WATCHING ME. Seyretse eyvallah, bir de ikinci gün bira satanları pataklamak ne demek. Şanı yürüsün diye başımızda Demokles’in kılıcı bile dolaşsa yeri var, ama bu hoyrat cehaletin nobran saçmalığının değil kendisine, gölgesine bile itirazım var benim. Eyüp’te Batı Tarzı yaşam istenmiyormuş. Ama gel gör ki kapı önünde fahiş fiyatla bira satıp eve ekmek götüren yine Eyüp esnafı. Haydi onu da geçtim mesela Eyüp’te oturup Efes Pilsen fabrikalarında çalışan hiç yok mudur ? Ya da işsiz Eyüp gençlerinden birine Efes fabrikalarında iş pozisyonu çıksa red mi edecek. Eden de çıkabilir tabii. Altını çizmek istediğim ifratla tefrit arasında gidip gelen, ortalarda / gri tonlarda kendine ait renk bulamayan herkes bir diğerini ya kendi köşesine çekme ya da diğer köşeden alaşağı etme derdinde. Yazık kere yazık !

Bu ortamda kime kızacağımızın da pek bir önemi yok. Ne Efes niye adını hemen çekti, niye içeriye alkol sokmayı serbest bırakmadı ya da niye bedava içki dağıtmadı diye kızabiliriz; ne Tamirane / Otto şu bu ruhsatlara son dakika ambargosu koydu diye kızabiliriz, ne Pozitif’e kem küm edebiliriz. Bence etmemeliyiz. Asıl sorgulanması ve üzerine gidilmesi gereken küçük, orta ve büyük tüm bu firmaların hakla değil de güçle sindirilmiş olmaları gerçeğidir maalesef. Yani elinizde hangi belgenin olduğunun, neyi yapıp yapmamaya hakkınız olup olmadığının önemini yitirdiği; sadece ve sadece güçlü olanın diğerine ne yapması gerektiğini dikte ettiği ve duyumlara göre bunu tehditkar bir ifadeyle yaptırmasıdır asıl bakmamız gereken yer. Bu ayan beyan yaratılan “korku toplumu”nun net bir şekilde sokağa, günlük yaşama yansımasıdır, dokunmaktan da öte içimize işlemesidir.

Mesela aynı mekanda Eylül başı Red Hot Chili Peppers konseri var. Emin miyiz alkol satışı olacağından ? Hayır. Mesela Pozitif bilet fiyatlarını belirlerken bir gelir gider hesabı yaptı değil mi, şimdi bundan sonraki işlerinde aynı formülleri kullanabilir mi ? Muhtemelen hayır. Efes sponsor olup belli bir bütçe veriyor değil mi ? Adını kullanamaz, içkisini satamaz, az biraz reklamını yapamazsa aynı miktarda bütçe ayırır mı ? Sanmam. Belki inadına artırır, kim bilir... Ancak bu soru cevap silsilesi farkında olmadan bizi çok daha tehlikeli bir yere götürebilir bu arada. Bak festivale müzik için değil bira için gidiyormuşsun, bak müziğe değil reklama para ayırıyormuşsun, bak o değil bu diye liste uzar gider...Hep bir aklanma ihtiyacı duyan “öteki”ler...

Özetle “olmaz olmaz deme, olmaz olmaz” denenler olmaya başlamıştır. Zamanında ürkenlerin haklı çıkması bir yana, ileriye ilişkin daha karamsar ve kötücül bir senaryo beklentisi pek çoğumuzun içine işlemiştir. Ve bugüne dek yapıldığı üzere yine toplum katmanları arasına her an tutuşmaya, alevlenmeye, tetiklenmeye hazır “bombacıklar” aşkedilmiştir. Şu an twitter’a Eyüp’lü bir grup elinde bira olan iki genci dövmeye kalkmış diye yazsa biri sonu ne olur acaba ? Yazımızı veciz sözlerden biriyle bitirelim : Demokrasinin  kötü olan bir yönü çoğunluğun tiranlığına dönüşmesidir...

1 yorum: