25 Aralık 2011 Pazar

Eskilerden gelmeye devam...2005 T.Raumschmiere Röportajı

2005 yılında Trendsetter dergisinin Noize sayfaları için Marco Haas ile dostum dRWarp ( Misak Tunçboyacı ) yaptığımız röportaj :

STAY ANTI ya da MARCO HAAS : T. RAUMSCHMIERE

Mayıs ayının sonları, Tünel’in kasvetli ağzından Beyoğlu’na koşar adımlarla çıkarak tramvay rayları eşliğinde yürüyoruz soluk soluğa. Hakkında çok fazla şey duyduğumuz, okuduğumuz; özellikle de övgüyle bahsedilen canlı performansını görmek için de sabırsızlandığımız bir isim var ajandamızda. Takdire şayan Shitkatapult’un kurucusu ve punk’ın ruhunu elektronikle harmanlayan bir anti karakter olarak Marco Haas’ı (T.Raumschmiere) dinlemek ve siz Noize (Trendsetter) okuyucuları için kısa bir röportaj yapmak niyetiyle İndigo’ya ulaşıyoruz.

Performans sonları. T.Raumschmiere iki saate yakın bir süre sahnede kalıyor. Üç kişi olarak çıktıkları sahne onlara, onlarca insanın doluştuğu İndigo sahnesi de bizlere dar geliyor açıkçası. Performans bitiminde atacak teri kalmayan vücudumuzda adrenalin seviyesi tavan yapmış bir halde T.Raumschmiere’in yanına gidiyoruz. Heyecanımız biraz daha mı artıyor ne? Muhtemelen dışarıda sabahın ilk ışıkları tramvay raylarını parlatmaya hazırlanırken biz de söyleşimize başlıyoruz. Açıkçası bu görkemli geceyi kaçırmış olanlar için gerçekten üzülmekten başka bir şey gelmiyor elimizden. Yoğun turnesi esnasında İstanbul’a uğramayı ihmal etmeyen T.Raumschmiere, Apparat ve Phon.o’dan sonra damarlarımıza enjekte edilen üçüncü Shitkatapult müzisyeni oluyor. Son dönemde hareketli günler geçiren İstanbul elektronik müzik sahnesinini performans anlamında en parlak yansımalarından birine imza atan Marco Haas röportajımız sonrası yine İstiklal’deyiz. Işıklar hala sönük, Tünel inadına kapalı, köprüde az biraz trafik, ama içimizde keyifli bir gülümseme. Emeği geçen herkese teşekkürler

Öncelikle punk müziğine olan yakınlığınızdan başlamak istiyoruz. Başlarda “Stormbow” isimli bir punk grubunuz olduğunu da biliyoruz. Sonrasında kendi firmanız olan Shitkatapult’u kurdunuz. Kısaca punk’ın müzikal ve politik olarak üzerinizdeki etkilerinden bahsedebilir misiniz?

Shitkatapult etiketini ilk oluşturduğumuzda punk müziğin DIY (Do It Yourself) etiği bizi en çok etkileyen yanı olmuştu. Biz de neyi, nasıl ve niçin yapacağımızı fazlaca düşünmeden işe giriştik ve albümler yayınlamaya başladık. Sonradan da bu albümlerden nasıl kurtulacağımızı düşünmemiz gerekti (gülüşmeler). Punk müziğin içerdiği politik durulun açıkçası başlarda bizi çok derinden etkilediğini söyleyemem. O zamanlar tüm kalbimizle ve ruhumuzla sadece müzik yapmak istiyorduk ve bu yeterli bir sepebti. Zaman içinde politik söyleminden de etkilenmemize rağmen bunun hep ikinci planda kaldığını ve bu politik duruşun da genel punk sahnesinde ağırlıklı olarak belli başlı isimlerle özdeşleştiğini söyleyebilirim.

Müziğinizde yoğunluklu olarak rock ve punk etkilenimleri var. Öte yandan isminizi William S. Burroughs’un “The Dreamcops” (Almanca Die Traumchmiere) isimli hikayesinden aldınız. Bu anlamda kendinizi beat edebiyatına yakın hissediyor musunuz ? Ya da oradaki basit insanların farklı hikayeleri ve anti-kahraman figüründen beslendiğinizi belirtebilir miyiz ?

İşte bu tam olarak Burroughs’u muhteşem buluyor olmamın ana sebebi. Her zaman normal şeyleri tasvir etmiştir belki ama bunu hep çok farklı açılardan yapmıştır Burroughs. Onun kitaplarından birini okuduğunuzda, örneğin “Junkie”de, devamlı olarak eroin talep eder hale bile geleblirsiniz. Belki eroinle ilgili onlarca kitap vardır ve bunların hepsi de eroinin zararlarından ve haklı olarak ne kadar da kötü bir şey olduğundan bahsederler. Ama Burroughs’un dünyasında her şey rahatlıkla ters yüz edilmiş olarak karşınıza çıkabilir. O gerçekten basit insanların karmaşık hikayelerini yaratmıştır.

Müzikal tarzınızın birebir benzerlerini göstermek oldukça güç. Yaptığınız bazı açıklamalarda gerçekten kendinizi kimseyle kıyaslayamadığınızı ve farklı bir tarzınız olduğundan bahsediyorsunuz. Nedir bu farkı yaratan ?

Belki de sadece içimden geldiği gibi yapıyor olmam. Aslında zor bir soru. Sadece yapmak istediğimi yapmak zorunda olduğumu hissediyorum diyebilirim. Belki de birçok tarzı bir şekilde kaynaştırıyor olmam buradaki en önemli etken. Punk, electro, techno, rock vesaire. Bu kadar değişik kaynaklardan besleniyor olmam, sanırım farkı bu yaratıyor.

Çok farklı kaynaklardan feyz aldığınızı belirtiyorsunuz. Çalışmalarınızı dinlediğimizde bu çok katmanlılığı görmek mümkün. Buradan yola çıkarak parçalarınızı nasıl oluşturduğunuzu sormak istiyoruz.

Başlangıçta kafamda ana bir düşünce ya da melodi olmadığını itiraf etmeliyim. Sadece stüdyoya giriyorum ve ne var ne yok alet edavatlarla kıyasıya bir mücadele içine giriyorum. Sonunda durup, ortaya çıkanlara bakıyorum. Bazen güçlü olduğunu hissettiğim paralar çıkarken bazen de sadece ambient seslerden oluşan, üzerinde hiçbir melodi olmayan pasajlar yaptığımı görüyorum. Bahsettiğiniz o farklı katmanlar da bu yelpaze içinde bir şekilde kendilerine yer buluyor. Bazen aynı parçanın farklı sekanslarında, bazen de tamamen ayrı bir fikir bütünü olarak tek bir parça olarak.

Shitkatapult diğer elektronik müzik etiketleriyle kıyaslandığında yelpazenin farklı dilimlerinden lezzetler sunan bir etiket olması nedeniyle öne çıkanlardan biri. Bu çeşitliliği nasıl kontrol ediyorsunuz ? Elinize geçen her iyi çalışmayı yayınlıyor musunuz yoksa bazı filtrelemeler söz konusu mu ?

Öncelikle elimize geçen her çalışmayı yayınlamadığımızı söylemem lazım. Ama sizin de dediğiniz gibi Shitkatapult farklı tarzları birarada sunabiliyor. Açıkçası çok fazla üretimin olduğu bir ortamda önceliği kendi sanatçılarımıza vermek zorunda kalıyoruz. Amacımız her bir Shitkatapult sanatçısının belli bir sirkülasyon dahilinde, en azından iki yılda bir albümlerini yayınlamak. Bu da nereden baksanız elinizde 10 tane farklı isim varsa iki yıllık bir albüm yayınlama programının dolması anlamına geliyor. Ama yine de her zaman farklı fikir ve hikayeleri olan isimlere, albümlere açık olduğumuzun altını çizmem lazım. Quasimodo Jones’un Shitkatapult etiketiyle yayınlanan ilk abümü mesela bunun güzel bir örneği.

Oldukça ses getiren “Radio Blockout” aynı zamanda Nova Mute etiketiyle yayınlanmıştı. Bunun sebebi neydi ?

Kısaca para desem sanırım yeterli olacaktır (gülüşmeler. )Açıkçası Nova Mute etiketiyle yayınlanan “Radio Blockout” benim herhangi bir çalışmamı yayınlayıp da karşılığında para aldığım ilk albümdü. Bunun için de benim için farklı bir yeri olduğunu söyleyebilrim.

Aslında bunu performansınız öncesinde sormayı düşünüyorduk. Ama yine de sormadan geçmek istemiyoruz. Sahne üzerindeki ruh halinizden ve neler hissettiğinizden bahseder misiniz ? Çünkü bu akşam performansınız gerçekten çok etkileyiciydi ve bu sadece bizim değerlendirmemiz değil.

Yorum için teşekkürler. Sahnedeyken sadece orada olduğumu hissetmeye çalışıyorum. Çaldığım müziği duyuyor ve hissediyorum. Hatta oldukça yüksek sesle duyuyorum. Kısa bir süre içinde de sahnede yaratmaya çalıştığımız müzikal girdabın içine giriyorum ve açıkçası bunun dışındaki hemen her şeyi de unuttuğumu söyleyebilirim. O esnada etrafta 5, 500 yada 5000 kişi olması beni çok değiştirmiyor. Elebette ki her canlı performansta dinleyici ile aktif iletişime geçmek önemlidir. Seyirciden iyi bir geribildirim aldığın zaman hem daha fazla keyif alıyorsun hem de bu performansını olumlu yönde beslemeye başlıyor. Ama yine de öncelikli olarak sadece ve sadece yaptığım müziğe konsantre olduğumu bir kez daha belirtmek isterim.

Birkaç ay öncesinde Shitkatapult’u beraber idare ettiğiniz Apparat da (Sascha Ring) buradaydı. İkinizin beraber çok etkileyici çalışmalar üretebileceğinizi düşünüyoruz. Böyle bir projeniz var mı acaba ?

Evet. Sascha’yla beraber ortak bir çalışma yapmayı çok istiyoruz. Hatta kabaca iki yıldır bununla ilgili devamlı konuşuyoruz. Ama açıkçası hala birkaç parça bile üretecek vakit bulamadık. Ama en azından bir mini albüm mutlaka yapacağız beraber.

Son albümünüz ne zaman piyasaya verilecek ? Bu akşam yeni albümden de parçalar çaldınız galiba.

Albüm ağustos sonu gibi piyasaya verilecek. İlk single ise haziran ortasında çıkacak. Evet, çaldığım parçaların 4-5 tanesi yeni albümdendi. Kabaca yeni albümüm için “Radio Blockout”u anımsatan bir çalışma diyebilirim. Hem rock’n’roll soslu güçlü parçalar var albümde, hem de daha sakin, olgun diyebileceğim; sizi içine çeken ya da benim oturma odası müziği tanımıma giren tarzda parçalar mevcut.

İlk baştaki punk ve DIY etiğine dönecek olursak, günümüzde de gelişen teknolojik olanaklarla birlikte insanlar tek başlarına oldukça cüzi harcamalar yaparaktan evlerinde parçalar, albümler üretebiliyor. Bu anlamda bir paralellik görüyor musunuz ? Yoksa o dönemdeki punk müzisyenlerinin farklı bir duruşu olduğunu siz de kabul eder misiniz ?

Kesinlikle ikisinin kıyaslanamayacağını düşünüyorum. Punk kurulu düzene karşı bir başkaldırı niteliği taşıyordu. Statükoya ve düzene ayak direyen bu kişilerin tutumlarını genel bir değerlendirmede evine sadece bir PC ve gerekli yazılımları alarak müzik yapan insanların tutumlarıyla yan yana koymak mümkün değil. Bu insanların çoğunun belli bir işleri, gerlirleri ve yaşam standartları mevcut. Ama o dönemin punk kültüründe bu tip karşılıklar bulmanız pek olası değil. Her ne kadar ikisinde de DIY olarak görebileceğimiz bir yaklaşım olsa da, günümüzde bu yolla üretilen çok fazla malzeme var ve açıkça söylemek gerekirse bunların hatırı sayılır bir kısmı da oldukça düzeysiz ve işe yaramaz şeyler.

Tüm bu gelişimin iyi ya da kötü diye tespitini de yapamıyorum. Bir yandan üretilen bu kadar fazla çalışmanın arasından gerçekten iyi olanları bulup çıkarmak çok zahmetli bir iş haline geliyor ama öte yandan da kendi müzikal tadınıza uygun lezzetleri bulmak için de birçok seçeneğiniz oluyor. Hatta gereğinden fazla seçim hakkını bile olabiliyor.

Teknolojiyi yakından izliyor musunuz ? Zira üretilenler kadar hızlı gelişen bir alan da bu müzikleri ürettiğiniz cihaz, program ve aparatlar diyebiliriz.

Elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum. Ama bunu sadece işimin bir gereği olarak ve güncel kalmak adına yapıyorum. Yoksa her çıkan teknolojik yeniliği takip eden ve öğrenen bir çılgın olduğumu söyleyemem.

En sevdiğiniz punk grupları hangileri peki ? Ya da sizi en çok etkileyen isimler diyelim.

Misfits, Trio, Black Flag, Shellac (tam bir punk grubu sayılmasa da en beğendiğim gruplardan biri), Dead Kennedys elbette ve Nine Inch Nails’i de listeye eklemek isterim çok sevdiğim bir grup olarak.

Remiksleriniz arasından bir seçim yapmanızı istesek ?

Açıkçası çok fazla sayıda remiks çalışması yaptım. Aralarından iyi bir seçim yapmam pek mümkün değil. Zaten çoğunu da hatırlamıyorum. Genel olarak remiks parçalar yapmayı da çok seviyorum. Fazla kafa patlatmadan hazır oluşturulmuş bir materyali tekrar parçalayıp yeniden düzenlemekten keyif alıyorum.

Son olarak parçalarınızı ağırlıklı olarak hangi programda yapıyorsunuz ?
Sanırım en çok Cubase kullanıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme